Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. 
Onlardan korkup titreme.

Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı O’nun yanında, herşeyin dizgini O’nun elindedir.

O’nu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.

Bediüzzaman Said Nursî – Mektubat
 

Reklamlar

Bir baba olsun hatta bir anne. Çocuğuna bütün sevgisini veriyor. Bu çocukla, çocuk doğmadan önce bile ilgileniyor. Karnının içindeki bu çocuk ona acı veriyor, bedenini içeriden mahvediyor. Ve onun yaptığı tek şey çocuk için dua etmek. Yaptığınız tek şey ona zarar vermek iken sizi hala seven başka bir insanı nerede bulabilirsiniz? Günler geçtikçe rahim ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Şimdi daha da istifra ediyor. Yemekler kâğıt gibi tatmaya başlıyor. Düz olarak oturamıyor bile. Sürekli sırtı ağrıyor. Uyurken bile canı yanıyor. Bebek bütün yemeği aldığı için sürekli aç. Ve yemesi için yemeğin tadı güzel bile gelmiyor. Bu varlık ona acı üzerine acı veriyor. وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ (Lokman/14) Zayıflık üzerine zayıflık. Yük üstüne yük. Ama yine de onun sevgisi artıyor. Sevgisi azalmıyor. Artmaya devam ediyor. Şöyle demiyor: ‘Yeter artık çocuk! Bıktım artık. Altı aydır seninle uğraşıp duruyorum. Daha üç ay daha mı var!?’ Öyle yapmıyor. Duaları artıyor. İmama gelip ‘Bebeğimin duyması için hangi sureyi okuyabilirim?’ diyor. Sonra bebek doğuyor ve onu neredeyse öldürüyor. Neredeyse öldürüyor. Neredeyse ölecekmiş gibi kan kaybediyor. Sizin kan kaybetmenize neden olan, neredeyse sizi öldüren birisi olsa ve ilk yapmak istediğiniz şey onlarla ilgilenmek, sarılmak ve beslemek olur mu? İşte bu anneniz. Onun yaptığı bu. Ve bu, sadece doğum aşamasında yaptıkları. Size verdiği sevgi, size verdiği destek… Yetişkin olduğunuzda bile birçoğunuz için konuşabileceğiniz hiç kimse yoktur ama annenizle konuşabilirsiniz. Sizi anlayacak kimse yoktur. Anneniz sizi anlar. Acınızı hissedecek kimse yoktur. Anneniz acınızı hisseder. Bu sadece bebek olduğumuz zamanlar için değil, 50 yaşında olsanız bile fark etmez. 
Nouman Ali Khan

Tek başıma yaşadığım için ben nice kitabı yalnızlığıma ilaç olur diye okudum. Şairin,
“Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.”
dizelerinde vurguladığı gibi insan gerçeğin özüne belli yaşlarda varıyor. Kitabın, yalnızlığın ilacı olmadığını, tersine onu çoğalttığını da…

Alıntı 

“Baksana Allah, bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki, bunların arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek!”  

(Nur Suresi 43)

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı…

Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş.. Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki …

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona
-Şu karşı ki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş .. Bilge “sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş . Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.
– Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel … Yalnız dikkat et, kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş “kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”

Adam şaşkın…
– Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki …
– Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş Bilge…
Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü  güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü … Geri geldiğinde bilge adama “bahçe nasıldı” diye sormuş … Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş “ama kaşıkta hiç yağ kalmamış” demiş ve eklemiş:
– Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır … Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli.

Alıntı

Ölüm deneyimi

Beklenmedik bir şekilde beni aldı. Ve ben orada durdum, gözünün içine baktım. Onun yolunda olduğumu biliyordum, zaman gelmişti. Bedenim donmuştu. Ve ben ağzı açık bir şekilde baktım. Kendi kendime düşündüm. Bu, “O”. Peki yapabileceğim şey neydi? Bağırmak isterdim. Ama yapamadım. Biliyordum ki, bir gün bu olmak zorundaydı. Ama asla bu şekilde olacağını bilmiyordum. Ve fark ettim ki şu an; eğer Allah’a (s.v.t) “Allah’ım! Gerçekten ama gerçekten üzgünüm.” deseydim, bunun için artık çok geçti, üzgünüm. Bana doğru yürümeye başlar başlamaz, bedenimden aşağıya bir titreme hissetmeye başladım. Sallanmaya başladım, vücudum sallanıyordu… Ve yere düşmek üzereydim. Aniden aklıma takılan şey; bütün hayatım… Ve geriye baktım. Kendi kendime düşündüm. Ne yapmıştım?  Hayatımı doğrudan karşımda görebiliyordum. Vaktimi oyunlarla harcadığım birçok gece gördüm. Ve arkadaşlarımın kahkahalarını, ve o hoşlanarak geçirdiğim güzel anları… Ama kahretsin ki o anlar, şimdi bana yardım etmeyecekler. Şimdi yapabilseydim, koşabildiğim kadar hızlı koşmak isterdim. Ama yapamıyorum, donmuştum. Ve bu şeyin bana doğru geldiğini gördüğüm an, biliyordum ki oyun bitmişti. Şimdi, gördüğüm bütün yakınlarımın omuzlarındakiler aklıma yatıyordu; sağ omzun üzerinde bir melek, sol omzun üzerinde bir melek…Ve ben son anlarıma tutunurken, onların söyledikleri her şeyi görüyorum. Onlar bana adımla sesleniyorlar. O melekler yaptıkları her hareketi ve söyledikleri her şeyi yazıyorlar. Ve kendi meleklerimi görüyorum. Kitaplarını dürüyorlar, yaşadığım bu son an için. Kralların Kralı’nın (s.v.t) önüne çağrılıyordum. Kimsenin kaçamadığı bir mahkemeye gitmek üzereydim…

Şeyh Hasan Ali